Site Rengi

DOLAR 7,9959
EURO 9,5211
ALTIN 466,01
BIST 1.330
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Çok Bulutlu
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Per 14°C
Cum 15°C
Cts 14°C
Paz 14°C

Tesettür tarz değil farzdır

Tesettür tarz değil farzdır
REKLAM ALANI
19.11.2020
18
A+
A-

Bir giyim mağazasının, farz olan tesettürü modanın oyuncağı haline getirmeye çalışması her kesimden insanların tepkisini çekti. İSAM Sosyal Araştırmalar Komisyonu Başkanı Stj. Av. Merve Alkış,  insanların gösterdiği tepkilerde haklı olduğunu belirterek, “Bugünkü başörtüsü şekli ve tarzı; Allah’ın koyduğu sınırlar çerçevesinde değil de toplumun ve modanın tesettür anlayışı dahilinde şekillendiği için insanlar olması gerekenin bu olduğunu sanıyor” dedi.

Geçtiğimiz günlerde bir giyim mağazasının reklam filminde, “Kapalı bir kadın pantolon giyer mi? O Ne Der, Bu Ne Söyler, Kim Ne isterse Onu Giyer” sloganıyla tesettürlü kadınların pantolon giymelerine kimsenin karışamayacağı reklamı tepki çekti. Reklam, sosyal medya kullanıcıları tarafından eleştiri yağmuruna tutuldu.

ARA REKLAM ALANI

Sürü psikolojisi metodu uygulanmakta

Konuyla ilgili Net Haber Gazetesine açıklamalarda bulunan İhvan Strateji ve Araştırma Derneği (İSAM) Sosyal Araştırmalar Komisyonu Başkanı Stj. Av. Merve Alkış, insanların gösterdiği tepkilerde haklı olduğunu vurgulayarak, verilen tepkilerin sürecin bir sonucu olduğunu söyledi. Alkış, insanların bu sonuca, bu zihniyete gelene kadar bu kesimlerin kimler tarafından, hangi süreçten nasıl geçirildi, empoze edilen, evrilmek istenen düşünce yapısı ve yaşam tarzı neydi, tüm bunlar hangi kanallarla yapıldı, bunların irdelenmesinin gerektiğine işaret etti. Alkış, “Birey ve toplumların kendilerine ilah edindiği değerlerin emir ve yasakları ile yaşam şekillerinin sınırlarını belirleyip  yaşarken, tercih edilen ilahlara göre bu yaşam şekilleri ve sınırları değişmektedir. Kendisine toplumu ilah edinmişlerin yaşam sınırlarını da yaşadıkları o toplumun değer yargıları belirlemekte ve ona göre şekil almaktadır. Gücü elinde bulunduran azınlıkta olan bir topluluk, çeşitli kanallarla çoğunluğu yönetmeye çalışmakta ve yöntem olarak da çeşitli araçlarla sürü psikolojisi metodunu uygulamaktadır. Bu psikolojinin önemli unsuru, “toplum” onu kullanım şekli ise ‘el alem ne der? ve moda’ algısı” diye konuştu.

Müslüman camia moda algısından nasibini aldı

Alkış, bugün Müslüman camianın, ‘el alem ne der ve moda’ algısından nasibini aldığını aktararak, “Bireyler ve toplumlar İslam’ı yaşama konusunda kaynak olarak Kuran ve sünnetin yanında ya gelenek ve kültürlerini de din olarak yaşıyor durumda ya da İslam hükümlerine tamamen aykırı gelenek ve kültür değerlerini İslam’dan zannetmekte. Bunun nedeni ise İslami bir yaşam tarzını benimsenirken kaynak olarak sadece Kuran ve sünnete müracaat edilmemesi ve toplumdan dışlanma, ayıplanma endişesi, nefsani arzular gibi nedenlerle gelenekler ve o günün moda anlayışının da dindenmiş gibi gösterilmesidir. Yusuf suresinin 106. ayetinde der ki; “Onların çoğu ortak koşmadan Allah’a iman etmezler.” Bugün toplumu ve nefsini Allah ile birlikte ilah edinen kişiler Allah’a toplumu ve nefsini ortak koşmaktadır. Allah’ın çizdiği sınırlara toplumun adetlerinden, nefislerinden bir şeyler eklemekte, emirleri olduğu gibi hayatlarına uygulamakta hataya, günaha ve dahası şirke düşmekteler. Allah’tan başkasını ilah edinenler Allah’a kulluktan kurtulup özgür(“) hale gelebilmek için dinlerini yozlaştırdılar” şeklinde konuştu.

İslam’a ait bir tesettür modeli değil

Bahse konu olan reklamdaki giyim şeklinin, İslam’a ait bir tesettür modeli olmadığına dikkat çeken Alkış, ama insanların, bunu değiştirerek dindenmiş gibi gösterdiklerini belirtti. Tesettürün açık bir şekilde Nur suresinin 31. ayetinde ifade edildiğini anlatan Alkış, “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar. Mecbûren görünen kısımları müstesnâ, güzelliklerini ve süslerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler. Güzelliklerini ve süslerini; kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, kendi oğullarından, üvey oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, Müslüman kadınlardan, kendi cariyelerinden, erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçilerden veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Bir de gizledikleri güzelliklere, süslere dikkat çekecek ve erkeklerde arzu uyandıracak şekilde ayaklarını yere vurarak yürümesinler. Ey mü’minler! Hepiniz tevbe ederek Allah’a yönelin ki kurtuluşa eresiniz.” emredildiği üzere tesettürden kastın ne olduğunu ve şeklini belirlemekte aslında. Örtüden önce kadınlara harama bakmaktan sakınmalarını, iffet ve namuslarını korumalarını emreder ve ardından örtünün nasıl olması gerektiği hususundaki sınırları belirler. Onda da şekil ve sınırı, kendiliğinden görünen yerlerin hariç tutulup tüm bedenin örtülmesi ve baş örtülerin avret yerlerini kapatacak şekilde omuzlardan sarkıtılması olarak belirlenmiştir.  Şahısların bu sınırlara muhalif olan nefsani istek ve arzuları, toplumdan dışlanma korkusu yüzünden çoğunluğa ayak uydurma çabası ve ben de buradayım diyebilmek için ardından koştuğu modayı da dindenmiş gibi göstererek Allah’a nefislerini, toplumu, modayı ortak koşmaktalar maalesef” dedi.

Tepkilere hak veriyorum

Alkış, tesettürün kadının fıtri bir takım özelliklerinden dolayı zarar görmemesi için onu koruduğunu söyleyerek, “Şu anki tesettür anlayışının geldiği nokta önce gelenekselleştirilmiş dini bir ritüel olarak sunulup, sonra da özgürlüğü kısıtlayıcı bir nesne olarak bilinç altına yerleştirilmeye çalışılmakta. İlim ve şuurdan uzak bireyler bu yanlış algının kurbanı olmakta ve zamanla dayatılmak istenen algıyı benimsemektedirler. Bu benimseyiş kah bilinçli kah bilincinde olmadan yapılmakta. İlmi bilgiye sahip ama nefsinin kurbanı bireyler bilinçli bir benimseyiş gösterirken, ilimden yoksun bireyler de kendisine dayatılanın dindenmiş zannı ile geleneklerin, toplumun ve bunların arkasında bunları yönlendiren bazı projelerin kurbanı olmaktadırlar. Kendisine toplumu ve modayı ilah edinmiş kadınlar olması gerekenin yani fıtrata uygun bir yaşam tarzının nasıl olması gerektiği arayışından ziyade toplumun ve birileri eli ile yönetilen modanın dayattığı yaşam tarzını benimsiyor ve uygular bir haldedir. Dedim ya her kesimden, her zihniyetten verilen tepkilere hak veriyorum aslında. Çünkü bireyler savunduğu düşüncenin, yaşam şeklinin dayanağı gereğince ve bu dayanağın doğrultusunda eylemlerini ve söylemlerini şekillendiriyor, bu kaynağın doğrultusunda yaşıyor. Yani herkes inandığı dinin gereklerini yerine getiriyor” ifadesini kullandı.

Müslüman kadınlar bilinçli olmalı

Alkış, Müslüman kadınların kendilerini bu gibi algılara kurban etmesinin üzücü ve endişe verici olduğunu kaydederek, “Özelde kendisi üzerinde genelde ise İslam üzerinde oynanan oyunların, ulaşılmak istenen amacın farkına varamayıp, kendisine dayatılan zihniyetin kendi tercihi gibi algılayıp buna göre hayatını şekillendirmesi ve maddi manevi uğradığı zararın bilincinde olmaması ümmet için büyük bir kayıptır. Şuurlu bir Müslüman biliyor ki hayatını Allah’ın belirlediği sınırlar çerçevesinde şekillendirmesi durumunda emperyalist güçlerin, para baronlarının ve dahası bugün ki dünya düzeninin işleyişi alt üst olacak, kurdukları düzen bozulacak. Çünkü bu azınlıkta olan gücün kurduğu bugün ki dünya düzeni tamamen kendi amaçlarına hizmeti yani modern kölelik anlayışını benimsemektedir. Onların görmek istediği nefsini, parayı, makamı ve şöhreti arzulayan ve bunları ilahlaştırmış bireyler ve toplumlardır. Bunun içinde her yolu denemekte ve önlerindeki en büyük engelin şuurlu Müslüman bireyler ve topluluklar olduğunun farkındadırlar. Gelin görün ki Müslümanlar ise haklı davalarının savunucusu değil suçlusu konumuna indirgenmiş durumdalar. Bunun asıl nedeni ise Kuran ve sünnet eksenli bir nizam yerine toplumda yer edinebilmek adına onların dayattığı değerleri benimsemeleridir” şeklinde konuştu.

Allah’ın emir ve yasaklarına rücu edelim

‘Şuurlu Müslüman bir kadın, şuurlu eğitimli bir evlat,  güçlü bir aile ve hakim bir devlet demektir’ diyen Alkış, “Ne zaman ki toplumun yarısını oluşturan ve diğer yarısını eğiten, şekillendiren Müslüman kadınlarımız kendini toplumun, modanın veya başka ilahların elinden kurtarıp, yalnızca Allah’a kul olur o zaman orada ümmetin uyanışı ve yükselişi başlar. Ne zaman ki kadınlarımız modern köleliklerden kendilerini azad eder ve Allah’a köle olur, fıtratı gereği izzetli bir yaşam tarzına bürünür ve bu hal özelde kendisi için genelde toplum için zillet içerisinde sürülen bir yaşam tarzından kurtuluş demek olur. Allah, ancak müminlerin kardeş olduğunu söyler, Hucurat suresinin 10. ayetinde. Ben de kardeşlerime yani müminlere sesleniyorum. Gelin, bizi zillet içerisinde olan bir hayata mahkum eden ilahlardan önce iç alemimizi, sonra da dış alemimizi temizleyelim. Tüm ilahlara ‘LA’ diyelim ve mümin kadınlar olarak kendimizi, ailelerimizi ve toplumlarımızı hak ettiği izzetli bir hayat için tüm ilahların karşısında tek ve en büyük güç sahibi bir olan ilaha yani Allah’a, O’nun emir ve yasaklarına rücu edelim” yorumunda bulundu.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.